DAVID EAGLEMAN: Evrende keşfettiğimiz en karmaşık şey
İnsan Beynidir
Son 20 yıldır bu 1,4 kg.lık jölemsi nesnenin
nasıl ve ne gibi yollarla
"Biz" haline geldiğini anlamaya çalışıyorum
Duyumsadıklarımız,
bizim için önemli olanlar,
inançlarımız ve ümitlerimiz
Bizi biz yapan herşey burada olmakta...
Ve bence
asıl çözülmesi gereken gizem kesinlikle şu:
GERÇEKLİK NEDİR?
Eğer size, etrafınızı bütünüyle saran dünyanın
sadece kafanızın içinde oluşturulan bir illüzyon olduğunu söyleseydim?
Gerçek dünyanın...
bir koku yahut tada sahip olmadığını...
Sesi olmadığını?
Renksiz olduğunu söyleseydim?
Gerçekliği, dışarıda olduğu saf haliyle algılayabilseydiniz,
kesinlikle tanımlayamazdınız.
Size, beynin bilgiyi nasıl içeri aldığını,
ondan bir model oluşturmak için nasıl elekten geçirdiğini..
ve çok algıya hitap eder bir gösteriye nasıl dönüştürdüğünü
göstermek istiyorum.
BU, SİZİN GERÇEKLİĞİNİZ...
Dünyada iken duyularım,
görüntüler, sesler ve kokularla dolup taşmış haldedir.
Ve gerçekliğin etrafımda olduğu gün gibi aşikarmış gibi duruyor.
Orada biri var... Orada bir taksi
Tek yapmam gereken yönelmek
ve algılarım hepsini deneyimlememi sağlar...
Fakat bu hikayenin bir başka yüzü daha var
Size birşey göstermeme izin verin
Şu ortadaki kareye bir göz atın;
Açık renkli olanlara mı benziyor yoksa koyu renklilere mi?
Açık olana değil mi?
Eğer hareket ettirirsem şaşırabilirsiniz..
Şimdi koyu renkli kareye benziyor.
Aman Tanrım, bu aynı renk.
Ooo..
David: Şaşırtıcı değil mi?
HA HA HA! Öyle..
Farklı Kadın: AH! OH, Aman Allah'ım..
WOW. Yürü be..:) Ha ha..
Ciddi mi?
Evet. Ha Ha Ha!
Neden bir illüzyon yaşandığıyla ilgili
bir tahmininiz var mı?
Görünüşe göre ortada bir gölge var
ve bunu daha koyu bir hale getiriyor.
Bu kesinlikle doğru.
Beyniniz, ışığa ya da gölgelere aldırmadan
nesenelerin renklerini anlamaya çalışıyor.
Yani böyle görmeniz, gözünüze gelen veriden değil,
beyninizin yorumundan kaynaklanıyor.
Bu gerçekten uçuk..
Bütün bi günümü alt-üst ettin.
Ha Ha Ha!
EAGLEMAN: Bu sadece görsel bir illüzyon olmaktan
çok daha fazlası.
Bu bizler için hayati öneme sahip bir gerçekle ilgili...
Gerçeklik algılamamız, dışarıda ne olduğundan çok,
İçeride neler olduğuyla ilgilidir
Neler olup bittiğini anlamak için ilk olarak bilmemiz gereken şey,
bilginin, dış dünyadan beynimize nasıl girdiğidir.
Görüntü ve sesler, göz ve kulaklarımızdan..
içeriye akıyormuş gibi hissettirmektedir.
Fakat bir insanın kafatasından içeriye girebildiğinizi hayal edin.
Kafatasının içine girdiğinizde, ışık-ses yahut kokuların
direkt olarak içeri girmesinin bir yolu olmadığını görürsünüz.
Burası mühürlü bir odadır...
Dolayısıyla beyin karanlık ve sessiz bir konumdadır.
Tam bir izolasyon içindedir
Beyniniz dış dünyayı asla görmemesine rağmen,
siz onu bir biçimde deneyimlersiniz.
Bu doğal gelebilir,
çünkü dışa açılan göz ve kulak gibi kapılar
olduğunu düşünebiliriz.
Fakat bu geçitler görüntü ve sesleri içeriye olduğu gibi taşımaz.
Bunun yerine, ışık fotonları veya hava basıncı dalgaları..
dönüştürülerek, beyin için geçer akçe olan..
elektromanyetik sinyallere dönüştürülür.
Bu sinyaller, nöron denilen beyin hücrelerinin..
yoğun iletişim ağları boyunca taşınırlar.
İnsan beyninde 100 milyar nöron hücresi bulunmaktadır.
Ve herbiri, yaşamımızın her saniyesinde..
binlerce başka nörona..
onlarca veya yüzlerce elektriksel titreşim göndermektedir.
Ve her nasılsa, tüm bu aktivite sizin gerçeklik algınızı üreten şeydir.
Bir köpeğin havlaması olsun,
kahvenin kokusu veya günbatımının hoş bir manzarası olsun,
tüm bunlar, aynı malzeme tarafından oluşturulmaktadır;
ve bu da gerçekliğin malzemesidir...
Fakat beyin nasıl olupta bu işleyişi anlamlı birşey haline getirmektedir?
Bunu, hiç durmaksızın devam eden bilgi akışını..
eleyip dokuyarak, bir gerçeklik algısını oluşturacak..
desenleri birleştirerek yapmaktadır.
Bu, milyonlarca yıllık..
evrim sürecinin ürünü olan bir operasyondur.
O denli etkin ve güçlüdür ki
İşleyişi zahmetsiz ve son derece hızlı görünür.
Görmeyi örnek olarak alalım.
Görme işlemi öylesine doğal gelişir ki
ardındaki devasa ve sofistike mekanizmayı..
takdir edebilmek çok güçtür.
Net bir biçimde görebilmemiz için..
pek çok farklı sistemin uyum içinde çalışması gerekir.
Gereken, gözlerden ibaret değildir.
Bunu anlamanın en iyi yolu..
görme yeteneğini kaybeden ve sonrasında geri kazanma şansı yakalayan..
bir adamın sıradışı hikayesine bakmaktır.
Mike May: 3,5 yaşında iken, kimyasal bir patlama sonucu..
görme yeteneğimi kaybettim.
İşin garibi, bu çokta mühim bir şeymiş gibi gelmemişti.
Sanırım 3,5 yaşında bir çocuk olarak görüntüye dayalı dünyam,
daha ileriki yaşlarda bu yetisini kaybedenlere nispetle..
o denli önem kazanmamıştı.
Eagleman: 40 yıldan uzun bir körlük dönemi sonrası..
Mike patlamanın gözlerinde yarattığı hasarı..
düzeltebilecek, öncü bir kök hücre terapisi
ameliyatına girme şansına kavuştu.
Bandajların çıkacağı o ilk ana tanıklık etmek üzere..
kameralar oradaydı.
Mike May: Dr Goodman kornea naklini yaptı..
ve bandajları söktü.
Hepsini çıkarmayı bitirdiği o anda...
Çok yoğun bir ışık ve imaj bombardımanı hissettim.
Aman Yarabbi..!
Eagleman: Cerrahi açıdan
operasyon tam bir başarı idi...
Mike: Odanın karşı tarafında ne var??
Eagleman: Fakat Mike'a göre değildi.
Yanlış bir şeyler vardı.
Mike May: Bir anda maruz kaldığınız..
görsel veri seli bunaltıcıydı..
Beynim, "Aman Allah'ım....!" diyordu.
Demek dünya böyle işliyordu;
Her an tek bir kare resim...
Yanımızdan vızıldıyarak geçen arabalar..
Sonra önümüzde bir işaret levhası gördüm..
ve sanki doğruca ortasına yapışacakmışız gibi görünüyordu.
Gerçekte otobanın üzerinde asılı bir trafik levhası idi..
ve ona çarpmıyor, altından geçiyorduk..
ve bu daha sadece ilk saatti.
Eagleman: Mike eve vardığında durum daha kötüleşecekti.
Mike May: Eğer aşağı yukarı aynı boylarda olan..
4 sarışın çocuğu bir araya getirirseniz,
hangi ikisinin benimkiler olduğunu söyleyemem.
Gitme, henüz sana bakmayı bitirmedim..!
Eagleman: Mike'ın yeni gözleri kusursuz çalışıyor..
ve tıpkı bizimkilerin yaptığı gibi beynine sinyaller gönderiyorlardı.
Fakat oğullarını bir anlam ifade edecek surette göremiyodu.
Mike: "Yüzleri tanıymıyordum, hem de hiç..."
Eagleman: Mike tamamen kör iken..
engelli olimpiyatlarına katılan bir kayakçı idi.
Fakat ilk görerek kayma denemesi tam bir başarısızlıktı.
Mike: İlk kaydığımda derinlik algılamamdaki zorluk yüzünden
beyaz kar örtüsü üzerindeki 4 koyu renkli şeyi birbirinden ayırt edemiyordum.
Bir insanı,
bir ağacı,
gölgeyi
veya bir çukuru...
Eagleman: On yıl sonra bugün,
Mike hala etrafta gezinmek için rehber köpeğine ihtiyaç duyuyor.
Işığı ve hareketi seçip, renkleri tanımasına rağmen..
nesneler arasındaki mesafeyi ölçmekte zorlanıyor.
Hala oğullarının yüz ifadelerini..
veya bir sayfadaki sözcükleri okuyamıyor.
Mike'ın hikayesi bize..
beynin bir görsel gerçekliği oluşturabimesi için..
tüm unsurların yerli yerinde olması gerektiği ip ucunu veriyor.
Beynin bir çok bölgesi görme işleminde rol oynar.
Değişik yönlerde özelleşmişlerdir;
Hareket, sınırlar, renkler ve yüz tanıma gibi...
Bir şekilde beyin tüm bunları örerek
bizim "suret" olarak algıladığımız bir form halinde birleştirir.
Mike'ın durumunda, onlarca yıl içinde beynin görme ile ilgili bu bölgeleri
duyma ve dokunma gibi başka bazı işlemler için alınmıştır;
Yeni bir çift göz verlmesine rağmen bu bölgeler..
artık onun görebilmesi için elverişli olamamışlardı.
Beynin nasıl işlem yaptığını görmemiz için en iyi yol..
genellikle bu işleyişin bozulmasıdır.
Selam Brian
Bu yüzden nörobilimciler..
bazen kasıtlı olarak düzeni bozarlar.
Brian, California Üniversitesi'nden Alyssa Brewer tarafından..
yönetilen bir deneyin parçası.
Seni görmek güzel..
Hoşgeldin; gözlüğü denemeye hazır mısın?
OH, Hazırım...
Eagleman: Gönüllüler bu gözlüğü..
4 hafta boyunca takıyorlar
Beyinleri dünyanın yeni bir görünümü ile..
yüzleşmeye zorlanıyor.
Brewer: Gözlüğün içinde iki adet prizma var.
Tüm görsel dünyanızı alıyor ve tersine çeviriyor.
Öyle ki, normalde dünyanın sol tarafında olarak gördüğün şey
şimdi sağ tarafında olacak.
Yani, şimdi dünyada hareket ettiğinde..
cisimlerin nerede olduklarını kestirmek konusunda zorlanacaksın.
Nesneleri bir tarafta görecek..
ancak diğer taraftan onlara ulaşabileceksin.
Eagleman: Dünyanın görünüşü böyle iken..
Benim gördüğüm... Bu.!
Bu net bir değişim..
Ancak aynı zamanda dev bir zihin öğütücü...
Gözlerimden beynime akan görsel veriler..
artık sezgilerimle ortak bir anlam ifade etmiyor.
Ve debeleniyorum
Brewer: HA HA!
Hmm evet; dünya soldan sağa, tersine döndüğü için..
kavramsal olarak diğer tarafa uzanmam gerektiğini bildiğim halde..
tüm hayatım boyunca edindiğim alışkanlık
bana belirli bir yönde hareket etmem gerektiğini söylüyor.
Buna alışmak biraz zaman alacak.
Elim görüş alanında mı?
Evet, bu yönde uzanırsam tutacakmışım gibi,
Vee..bu taraf HA HA HA!
Bilinçli olarak doğrusunu yapmaya çalışsam da
alıştığım yöndeki hareketime engel olamıyorum.
HA HA! HA HA HA!
İşte yaptın, çok iyi..HA HA!
Prizma dünyasına hoşgeldin.
Evet
Tabi bu durum benim için tamamen yeni olsa da
Brian gözlüklerini 1 haftadır takıyor.
Beyni buna ne kadar uyum sağladı acaba?
Brewer: Hangi yöne gitmesi gerektiğini anlaması çok zor.
Motor sistemi ve dokunma duyusu..
onu bir yönde hareketlendirirken
görsel sistemi diğer yöne çekiyor.
Brian iyi gidiyor,
benden farklı olarak.
Gerçeklik algımı bilinçli olarak yeniden inşa etmem gerekiyor.
Bu sabah beynim, otomatik etkileşimlerine güvenebilirdi.
Fakat şimdi güvenemez.
İlginç biçimde.. terledim, başım fena dönüyor..
ve kusmak üzereyim
Oh, bir ara vermek zorundayım
Çok özür dilerim.
Şunu bir sn. çıkarmam lazım, olur mu?
Allah'ım..Bu gerçekten mide bulandırıyor...
Brewer: Yolun aşağısındaki labirente gidiyoruz.
Orada yolunuzu nasıl bulacağınıza, mekan algınıza bakalım.
David, sen bu taraftan ilerliyorsun..
Tamam..
Ve Brian, sen de..
David: OOF. HA HA HA!
Kafadan başlamaya çalışıyordum..:)
Brian kadar iyi gitmeyi nasıl başaracağım?
Sezgisel olarak ilerliyor.
Ellerime bakın..
Gördüğümle dokunduğum arasında çapraz bir bilgi alış-verişi deneyimliyorum
Aslında, tüm duyularım oyuna dahil.
Bu Brian'ın 1 haftadır yapageldiği birşey...
Bunun neticesi, onun beyni yeni görsel girdileri..
otomatik olarak dekode etmeye başlıyor.
Brian bilinçli kararlar verdiği için daha iyi yapar hale gelmiyor
Tüm gerçeklik algısı değişmekte.
Brewer: Denekleri alıp 2 hafta bu gözlükleri taktırırsanız..
1 hafta gibi bir zaman içinde,
normal davranmaya başladıklarını
Dünya ile nasıl bir etkileşimde bulunacaklarını..
anlamaya başladıklarını gördük.
Algıladıklarıyla ilişki kurmak için yeni bir yol geliştiriyor..
ve çevrelerinde yeni bir gerçeklik inşa ediyorlar.
Başlangıçta yeni sol-eski sol
ve yeni sağ-eski sağ olarak söyleyebilecekleri kavramları..
1 hafta içinde kaybederek..
hangisinin eski, hangisinin yeni olduğunu bırakıyorlar.
Ve dünyaya ait tüm mekansal harita değişiyor.
İki hafta sonunda iyi yazabilmeye, sorunsuz okumaya..
tüm gezinme işlerini daha iyi yapmaya başlıyorlar.
Gözlükleri çıkardıklarında ise 1 gün içinde normal davranışlarına dönebiliyorlar.
Eagleman: Bunun bana anlattığı şey..
Beynin dünyamızı inşa etmek için ne kadar büyük bir efor harcadığı.
Çünkü normalde, siz dünyada geziniyor ve..
dışarıda bir gerçeklik varmış gibi hissediyorsunuz.
Ancak aslında,
bu gerçekliğin oluşması için..
sahnenin arkasında büyük bir çaba gerçekleşiyor.
Görmek çok zahmetli bir çaba gerektirir
Fakat her gün bu iş için yeni elemanlar alınmakta.
Biz onlara:
Bebekler diyoruz..
Bebekler önlerindekilere dokunmak için uzandıklarında..
sadece objelerin nasıl hissettirdiğini öğrenmezler,
onları nasıl göreceklerini de öğrenirler.
Beyinlerinde yeni yollar oluşturur..
ve hayatlarının ileriki dönemleri boyunca bunları kullanırlar.
Görmek tüm bedenle ilgili bir proses olduğundan
gözümüzden gelen veriler..
çapraz referanslar alabildiğimiz sürece bir anlam ifade ederler.
Doğumdan itibaren, eğer dünya ile etkileşiminiz olmaz..
duyusal bilgilerin ne anlama geldiklerini..
geri bildirim yoluyla çözemezseniz..
teorik olarak, asla göremeyeceksiniz demektir.
Bu çapraz referanslama, olgun hale geldiğimizde dahi durmaz.
Hayatımız boyunca devam eder
Dokunduğumuz şey, nasıl gördüğümüzü etkiler.
Tatma, koku duyumuzdan etkilenir..
Görüşümüz, nasıl duyacağımızı yönlendirir
Duyularımız birbirine bağlıdır
ve gerçekliğimiz, bu bilgi akışları karşılaştırılarak inşa edilir.
Tüm bu bilgiler bir örüntü oluşturacak biçimde birleştiğinde..
"Şu an" dediğimiz şeyi algılarız
Bu yadsınamaz bir başarıdır
Fakat öyle bir faktör vardır ki bu prosesin karmaşıklığını daha da arttırır.
Zamanlama
Tüm bu bilgi akışları..
Beyin tarafından farklı hızlarla proses edilir.
Gerçekliğimizin oluşturulabilmesi için
senkronize edilmeleri gerekir.
Bununla ne kast ediyorum?
Size gösterebilmemin en kolay yolu..
burada; yarış pistinde.
Hazırlan !
Yüksek bir ses duyduğunuzda..
anında reaksiyon verebileceğinizi düşünürsünüz.
Ama veremezsiniz.
Koşucuları yavaş çekimde izlediğimizde..
tabancanın patlaması ile başlamaları arasında..
bir boşluk olduğunu görebiliriz.
Bu boşluğu olabilecek en küçük hale getirme çalışmaları yapabilirler
Fakat biyolojileri onlara bir sınır koyar.
Durdukları sesi proses etme,
ve kaslara hareket etmeleri için sinyal gönderme
saniyenin 2/10'u kadar bir süre alacaktır.
Ve bu süre gerçekten geliştirilemez.
Saniyenin binde birinin, kazanmak veya kaybetmek arasındaki farkı belirlediği bir spor için..
bu reaksiyon oldukça yavaş görünüyor.
Öyleyse neden sprinterlere start vermek için tabanca kullanıyoruz?
Herkes ışığın sesten daha hızlı hareket ettiğini bilir
Peki neden ışık kullanmıyoruz?
Size nedenini göstermek için bir test hazırladık.
Ekranın üst kısmında ışık tarafından,
Alt kısmında ise tabanca tarafından
tetiklenerek yarışa başladık.
Startımız ışık tarafından tetiklendiğinde..
daha geç reaksiyon verdiğimizi görebilirsiniz.
Proses 40 milisaniye kadar daha uzun sürer.
Neden?
Çünkü görsel sistem daha karmaşıktır.
Daha büyüktür
Beynin nerdeyse üçte birlik kısmını işleme dahil eder.
Dolayısıyla beyindeki tüm elektrik sinyalleri..
aynı hızda hareket ediyorsa da..
görmeyle ilgili olanlar daha kompleks bir prosese uğrar.
Ve bu zaman alır...
Sadece görme ve duyma değil..
her tip duyusal veri için..
proses süresi farklıdır.
Ayağınızdaki bir dokunuş..
elinizdekinden daha yavaş reaksiyon oluşturur.
Hayret verici olan ise beyninizin tüm bunları saklamasıdır.
Ellerimi çırptığımda herşey senkronize gibi görünür
Neden?
Beynimiz göz alıcı düzeltme numaraları çekmektedir.
Gerçek gibi görünmesine karşın aslında geciktirilmiş bir versiyondur.
Duyulardan gelen tüm bilgileri topladıktan sonra..
ne olduğuyla ilgili bir hikaye sunar.
Ve bu sizin geçmişte yaşadığınız anlamına gelir.
Şu an gerçekleşmekte olduğunu düşündüğünüz şey..
çoktan olup bitmiştir.
Tüm bu duyusal verilerden bir gerçeklik peydah etmek için..
beyniniz yarım saniye gibi bir süreye ihtiyaç duyar.
Bu birşeyin olması ile sizin onu farketmeniz arasındaki aşılamaz boşluktur.
O yarım saniye içinde,
pek çok şey halledilmelidir.
Bazen şu ya da bu fonksiyon için..
beyinde bir nokta olduğunu farz etmek kolaydır.
Hafıza, cömertlik veya empati için birer bölge gibi
Fakat gerçekte beynin devasa iletişim ağları..
bundan çok daha komplekstir.
Beyni bir şehir gibi düşünün...
Eğer bir şehre yukarıdan bakar ve..
"Ekonomi nerede yer alıyor?" diye sorarsanız
buna tek bir cevabın olmadığını anlarsınız.
Bunun yerine ekonomi tüm elementlerin bir etkileşimi olarak su yüzüne çıkar.
Gerçeklik için de bu böyledir.
Algıların işlenmemiş verileri..
duyu alıcılarınız tarafından toplanır,
elektriksel sinyallere dönüştürülür.
ve beyinlerimizde nöronların süper otobanlarında taşınırlar.
İşlenerek "gerçekliğimiz" haline gelirler.
Beyin şehrinin bazı bölgeleri görsellik için özelleşmiştir
Başka bölümler duymayla ilgilenir
bazıları da dokunma ve bunun gibi...
Görme gibi tek bir duyunun içinde dahi
renkler yahut sınırlar ya da hareketler için özelleşmiş caddeler bulunur.
Fakat tıpkı bir şehirdeki gibi,
hiçbir komşu bölüm izolasyon içinde işlem görmez.
Bunun yerine bir şehrin hayatı
farklı ölçekteki bölümlerin etkileşimine dayalıdır
ve her nasılsa bütün bu etkileşimden
sizin kişisel gerçekliğiniz açığa çıkar.
Gerçeklik beynin nihai ürünüdür.
Duyularımızdan gelen tüm veri akışı kullanılarak üretilir
Ancak onlarla kayıtlı değildir.
Nasıl biliyoruz?
Çünkü hepsini alsanız dahi,
Gerçeklik durmaz
Daha da garipleşir...
Burası Alkadraz...
İzolasyon esası üzerine inşa edilmiş bir hapishane
Mahkumlar ve toplumun geri kalanı arasında..
sadece taş duvarlar yok..
San Francisco Körfezi'nin soğuk, tehlikeli suları da var.
Mahkumlar, tamamen ve kasıtlı olarak tecrit edilmiş
ve bu hapishanede öyle bir yer vardı ki..
bu tecrit daha da ileri gidiyordu.
Burası "delik".. buraya yollanan tutuklular..
dış dünyadan bütünüyle izole ediliyorlardı.
İnsanlarla iletişimleri kesiliyordu,
İçeride ses yoktu.. Işık yoktu...
Robert Luke, 1954'te silahlı soygun suçundan Alkadraz'a gönderilmişti.
"Soğuk Mavi" Luke lakabıyla tanınıyordu
LUKE: Herkes karanlık deliği bilirdi..
Karanlık Delik kötü bir yerdi
Bazıları onu kaldıramadılar
Demek istediğim, orada oldukları bir kaç gün içinde
kafalarını duvarlara vuruyorlardı.
Hücresini kırıp dökmek suçundan..
Luke, tam 29 gün boyunca delik cezasına çarptırıldı.
Luke: İçeri girdiğinizde nasıl davranacağınızı bilemezdiniz.
Öğrenmek de istemezdiniz...
O kapıyı kapattıkları anda
Hiç birşey kalmadı..
Zifiri karanlıktı...
Eagleman: Fakat uzun süre böyle kalmadı.
Luke'un input (girdi/veri) açlığıyla kıvranan beyni..
kendi gerçekliğini üretmeye başladı.
Luke: O sanrılara girdiğimi anımsıyorum..
Birinde bir uçurtma uçuruyordum..
cidden gerçek gibiydi..
fakat tamamen kafamın içindeydi.
Luke'un hissettikleri, aynı koşullar altında tutulan..
başka mahkumlar tarafından da rapor edilmişti.
Yeni duyusal verilerin yoksunluğunda..
rüya veya hayal görmenin çok ötesine gittiklerini söylemişlerdi.
Sadece görüntüler düşlemiyor..
görüyorlardı
Bu deliller bizi konunun kalbine götürmekte;
Dış dünya ile beyin ve bizlerin..
"gerçek" dediğimiz şeyler arasındaki ilişkiye...
Anlamak için, görsel sistemin derinliklerine inmeliyiz.
Bu Talamus,
Beynin en önemli kavşaklarından biri
Duyusal verilerin çoğu, beynin dış yüzeyindeki Korteks'e giderken
buraya uğrayarak geçer.
Dolayısıyla, gözlerden toplanan veri, görsel kortekse uğramadan..
önce burada durur.
Bu durumda talamustan görsel kortekse yoğun bir bilgi akışı..
beklenebilir ve vardır da..
Fakat aksi istikamette bunun 6 katı bir trafik söz konusudur..
ve bu gözlerden gelen verileri bastırır.
Bu da her anımızda, "görme" olarak deneyimlediğimiz şeyin,
dışarıdan gözlerimize gelen ışık akışından çok..
zaten kafamızın içinde olan şeylerden kaynaklandığına işaret eder.
Beyinler dışsal verilerin çapasından kurtuldukları zaman bile,
kendi tasvirlerini yoktan var etmeye devam ederler.
Diğer bir deyişle,
Dünyayı ortadan kaldırın; gösteri devam eder...
Hepimiz, bu içsel olarak üretilen gerçekliğe sahibiz.
Akıl almaz gelebilir ama..
Bu dünya beyninizin içinde yaşıyor.
Hislerimizden gelen bilgiyle sürekli olarak güncelleniyor,
Fakat zaman zaman deneyimlediklerimiz
gerçekte dışarıda olmayan şeyler.
Bunun yerine, muhteşem biçimde yorumlanmış bir simulasyon.
Bu, dünyayı nasıl gördüğünüzü anlamanın
şaşırtıcı bir yolu...
Buna Internal (İçsel) Model deniyor.
ve bu işlev yeteneğimiz bakımından hayati...
Şehrin caddelerinde gezinirken, detaylara bakmam gerekmeksizin
nesnelerin ne olduğunu otomatik olarak biliyorum gibi görünüyor.
Örneğin bu dikdörtgen şekilli, metalik şeyin ne olduğunu bilmek için..
detayları çözmem gerekmiyor.
Yahut şu arkamda duran dev, yeşil, kabarık şeyi
Ya da şu yansıtıcı camları olan devasa şeyi
yahut bu 4 uzantıya sahip şeyi.
Beynim gördükleri hakkında varsayımlarda bulunuyor.
Bunu yaparken de temel olarak İçsel Model'imi kullanıyor.
Bu modelse, şehrin caddelerinde yıllar yılı yaptığım gezintilerden edindiğim tecrübeyle inşa oluyor..
tıpkı bunun gibi.
Duyularımı kullanıp, her bir anı tırmalayarak gerçekliğimi yeninden inşa etmek yerine..
Çoktan oluşturduğum bir model ile karşılaştırmak üzere
duyusal verilere bakıyorum.
Güncelliyorum,
rafine ediyor, düzeltiyorum.
Beyinlerimiz bunu yapmakta o kadar iyidir ki
normalde bunun farkında değilizdir.
Fakat bazen, çok belirgin koşullarda..
prosesi iş başında iken yakalayabiliriz.
Şu içi boş, Einstein maskına bakın.
Beyniniz onun size doğru çıkıntı yaptığını söyülüyor
ve siz bunun bir illüzyon olduğunu bilmenize rağmen
aldanmadan edemiyorsunuz.
Bu gözlerinizden gelen işlenmemiş veri değil.
Gördüğünüz şey; internal model..
Internal Model'iniz hayat boyu bir deneyimle,
dışa doğru çıkıntı yapmakta olan yüzler ile inşa olmuştur.
Böyle aldatıcı bir yüzle karşılaştığınızda,
beyninizdeki modeliniz görmeyi beklediği şeyi görür.
Görsel korteks içsel beklentilerini Talamus'a yollar.
Talamus ise bunları gözlerden gelenlerle karşılaştırır.
Bu ikisi arasındaki fark Talamus tarafından geri gönderilir
Böylece Korteks, modelini güncelleyebilir.
Dış dünyanın, biz hareket ettiğimiz zaman bile..
stabil olarak kalabilmesini İçsel Model'e borçluyuz.
Ne demek istediğimi göstermeme izin verin
Arkamdaki manzarayı gerçekten sevdiğimi farz edin..
ve daha sonra yeniden bakabilmek için kaydettiğimi düşünün
Bu sebeple görüntüyü videoya çekeceğim ve..
ve tüm binaları alıyorum..
tamam, şimdi geri sarıp oynatıyorum..
Sürpriz olmayan biçimde; videonun neticesi mide bulandırıcı
Binalara bakarken gözlerim de aynı kesik kesik hareketler içinde olmasına rağmen
bu video neden böyle berbat görünüyor..
Genellikle farkında olmasanız dahi..
gözleriniz saniyede 4 kez kadar hareket yaparlar
Fakat içsel modeliniz dışarıdaki dünyanın durağan olduğu varsayımı ile çalıştığından..
gözlerim bir video çekmiyorlar
Basitçe, data parçaları toparlayarak..
zaten kafamın içinde olan şehri güncelliyorlar.
İçsel bir modelin olması çevremi anlamlandırmama yardımcı oluyor
ve bu da dünyayı keşfetmemdeki birincil işlevi...
Beyin tüm detayları toplama zahmetine girmez
bizi götürecek kadarıyla yetinir.
Fakat herşeyi gördüğümüz hissini uyandıracak..
oyunlarla aldatmacalar yapar
Bir başka meşhur deney bunu gösteriyor...
1960'lı yıllarda, Rus Psikolog Yarbus bir deney için,
"Beklenmedik Ziyaretçi" adlı bu tabloyu kullandı.
Onu ilk kez gören gönüllülerin göz hareketlerini..
takip etmek için bir yol tasarladı.
-Selam Jennifer -Merhaba
Bu gözlüğü takmanı isteyeceğim
Yarbus'un yaptığını tekrarlayacağız
Gönüllülerimin resmi incelemek için birkaç saniyesi var
Dina, bu resme bakmanı ve..
sahnede neler olup bittiğini çözmeni istiyorum
Her deneğin gözlerinin nereye gittiğini..
gerçek zamanlı olarak izleyebliriz.
Resimde neler olduğunu düşünüyorsun?
Jennifer: Kahverengili adamın..
beklenmedik ziyaretçi olduğunu düşünüyorum
Kısa bir bakış beynin resmi modellemesi için yeterli.
Ancak bu model ne denli detaylı?
Kaç çocuk vardı?
2 tane mi? Tamam
Resme dönelim ve soruyu tekrar edelim
Oh, epey farklı..
Kaç çocuk var?
3 diye görüyorum.
Resmi gören herkes..
içinde neler olduğunu bildiklerini düşünüyorlardı.
Fakat kesinlik isteyen sorularım..
detaylar gereksiz olduğu için..
beynin asla doldurmadığı boşlukları gözler önüne seriyor.
Evin duvarında kaç resim vardı?
Belki 2 yahut 3 Tamam
Resme bak ve soruyu tekrar cevapla
Oh tanrım, milyon tane var..
Bir harita, bir tane daha
diğer duvarda 7 tane, küçük bir tane daha ve harita..
OK, bir ton var
Bu beynin bir başarısızlığı değil
Beyin, dünyanın mükemmel bir simülasyonunu üretmeye çalışmaz.
İçsel Model acilen bir tahmin oluşturur,
"Bilinmesi gerekli olan" temeline detaylar sonradan eklenir
Resme ilk kez baktığınızda..
neler olup bittiğinin kabataslak halini gördünüz..
Size kesin sorular sorduğumda ise..
dikkatinizi resmin spesifik noktalarına odaklayarak baktınız.
Ancak bu şekilde gerçekten görmeniz mümkün olabildi.
Yani gözlerinizi bir objeye çevirmeniz..
onu görme garantisi vermez..
Fakat herhangi bir resme, kişiye yahut şeye..
baktığımızda, her zaman olan farklı bir şey daha var.
Ne zaman, neye bakarsak bakalım...
Etrafımızdaki dünyayı tanımlamak için kullandığımız..
belli başlı vasıflardan biri olarak "renk" kavramını düşünebiliriz.
Sonuçta renk her yerdedir.
Ancak şaşırtıcı olan şey şu..
gerçekte dış dünyada..
renk yoktur.
Elektro manyetik radyasyon bir objeye çarptığında..
bir kısmı sekerek gözlerimiz tarafından yakalanır.
Dalga boylarının milyonlarca kombinasyonu arasındaki farkı ayırt edebiliriz..
fakat bu sadece kafalarımızın içindedir ve her biri "renk" haline gelir.
Şu gerçeği de ekleyelim ki, bizim tesbit edebildiğimiz dalga boyları..
dışarıda olanların sadece küçük bir kısmıdır.
Gerçekliği, duyularınızın size sunduğu şelkliyle deneyimlersiniz.
Dolayısıyla işlerin bir hayli değişik olabileceğini genellikle farketmesiniz.
Şu ana dek konuştuklarımız ışığın görülebilir spektrumu dediğimiz şeyle ilgili idi.
Bu bizim kızıl-mor arası diye adlandrığımız,
dalga boyları arasındaki skalada çalışır.
Elektromanyetik dalga spektrumu içinde bunun,
minicik bir bölüm olduğu ortaya çıkar.
Aslında, 1/10,000,000,000'dan az bir bölümü...
Yani geri kalan; radyo dalgaları, mikro dalgalar..
x-ışınları, gama ışınları gibi tüm dalgalar..
tam şu anda bedenimizden akıp geçerken..
bunlardan tamamen bihaberiz.
Çünkü bunları yakalayacak, özelleşmiş biyolojik alıcılarımız yoktur.
Öyleyse bu, gerçekliğin görebildiğimiz kısmının..
tamamen biyolojimiz tarafından sınırlandığını gösterir.
Bu yalnızca görme için geçerli değildir..
Tüm duyularımız, dışarıdaki bilginin sadece küçük bir parçasını alır.
Öyle ki bir köpek için tüm dünyayla ilişki..
benim algılayamadığım koku moleküllerine ayarlıdır.
Onun koku deneyimi, benim görsel deneyimim kadar zengindir.
Kenenin kör ve sağır dünyasında..
mühim olan sinyaller ısı ve bedenin kötü kokularıdır.
Mağara yarasaları için herşey,
ses yankılanmasından yön bulmalarını sağlayan basınç dalgalarıdır.
Ancak hiçbiri, dışarıda gerçekte var olan dünyaya dair..
objektif bir deneyime sahip değildir.
Her canlı sadece algılamak üzere evrimleştiği şeyi algılar.
Bu sadece türler arasındaki farklarla ilgili değildir.
Eğer her birimiz beynimizin içinde inşa edilen kişisel bir gerçekliği deneyimliyorsak..
benim gerçekliğimin, tümüyle sizinki gibi olduğunu nereden bilebilirim?
Çoğu zaman aynı hatlarda işliyormuş gibi görünmemize rağmen..
Gökyüzünün mavi olduğu konusunda anlaşmış görünsekte,
Bir köpeğin havlama sesi ikimizde de aynı reaksiyonu
oluşturuyor gibi görünse de..
Fakat algıları bizimkinden ölçülebilecek derecede farklı olan..
küçük bir insan gurubu vardır..
Kadın: Ne zaman bir harf yahut rakam görsem..
veya bir sözcüğü düşünsem ya da birinin ismini söylesem,
buna bir çok renk eşlik ediyor.
Hannah incelediğim, sinestezisi olan 6000 kişiden biri.
Sinestezi üstünde çalışmamın nedeni..
bir başkasının gerçekliğinin benimkinden farklı olduğunu..
bariz biçimde gösteren nadir durumlardan biri oluşu.
Dünyayı algılayışımız konusunda herkesin aynı..
olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Hannah: Zihnimde her bir harfi kendi rengi ile eşleştiriyorum.
Yani örneğin,
"A" harfi her zaman kırmızı,
"B" her zaman mavi,
"C" hep portakal rengi.
hiç değişmiyorlar,
Ama ilginç olan şu ki; sözcüklere dönüştüklerinde..
farklı sıralanışlarda renklerin yapılanması değişiyor.
Örneğin "Hannah" sözcüğünde (ismim)
Günbatımı gibi görünüyor.
Sarı ile başlayıp kırmızıya dönüşen, sonra açılıp bulutsu bir renk alan..
ve tekrar kırmızıya ve sarıya dönen bir görünüm.
Bu durum basitçe, beyindeki tüm duyusal bilginin..
aynı malzemeden yapılmış olmasından kaynaklanıyor :
Elektrokimyasal sinyaller.
Sinestezi beynin duyusal bölgeleri arasındaki..
sinyal karışmasının bir sonucudur.
Şehrin mahalleleri arasındaki belli belirsiz sınırları düşünün.
Sinestezi bize, beyindeki çok küçük değişikliklerin..
değişik realitelere yol açabileceğini gösteriyor.
Sinestezinin farklı türleri vardır.
Bazı kimseler haftanın günlerinin uzayda belirli bir yerleri olduğunu algılar..
Bazıları kelimeleri tadar..
diğerleri müziği görür..
Böyle bir deneyim yaşayan biri ile her karşılaşmamda..
gerçeklik deneyimimizin kişiden kişiye, beyinden beyine
oldukça farklılık gösterebileceğini hatırlamış oluyorum.
Toplumun küçük bir kesimi için bu farklılık..
aşırı ve dehşet verici olabilir.
Gece rüya görmenin nasıl birşey olduğunu hepimiz biliriz..
Bizi, bazen acı verici de olabilen yolculuklara çıkaran..
tuhaf, davetsiz düşünceler...
Ama uyandığımızda "Tamam, o bir rüya idi"; "Bu ise uyanık yaşamım" diye ayırt edebilecek kadar şanslıyız.
Fakat bu ikisi giderek birbirine karıştığında
ve birbirinden ayırt etmek git gide zorlaştığında..
nasıl olabileceğini hayal edin.
Kadın: Evlerin benimle iletişim kurduğunu hissediyordum
"Sen özelsin", "Sen çok kötüsün", "Tövbe et", "Dur", "Git"
Bunları sözcüler olarak değil
kafama sokulmuş düşünceler olarak duyardım.
Fakat benim düşüncelerim değil evlerin düşünceleri olduğunu bilirdim.
Bu patlamaların beynimde ateşlendiğini düşünüyor..
ve sadece bana değil diğer insanlara da zarar verebileceğinden korkuyorum.
Bir keresinde beynimin eriyip, kulaklarımdan çıkarak insanları boğacağını hayal ettim.
Ne...? Bu da ne böyle..?!!
Elyn Saks Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde Hukuk Profesörü
16 yaşından bu yana şizofrenik geçişler yaşıyor.
Saks: Bu korkutucu...Bu önceden tahmin edilemeyen
Bu bir yönüyle ilginç çünkü psikotik semptomlarla ilgili farklı teoriler var.
Bazılarına göre bu sadece nöronların rastgele ateşlenmesi.
Zihinsel realiteniz konusunda gerçeği söylediklerini düşünüyorum.
Yani düşüncelerimle, yüzbinlerce insanı öldürdüm dediğimde..
bu "kendimi kötü biri olarak hissediyorum" demenin..
kadim ve abartılı bir yolu.
Şizofreni hala tam olarak anlaşılmış değil.
Fakat beyindeki sinyal alış-verişlerinde problemlere neden olan..
kimyasal dengesizlikleri içeriyor.
Terapi ve ilaç tedavisi sayesinde
25 yıldan uzun süredir seminer ve derslerine devam edebiliyor.
En kötü psikotik geçişlerinizin birinin dibinde iken..
bunu gerçek olarak kabul ettiğiniz oldu mu?
Gerçekten olduğuna inandım.
Oluyordu ve korkunçtu.
Uyanık kabus görmek gibiydi.
Karışıklık, tuhaf imajlar, şiddet, dehşet...
Kimsenin yaşamasını istemezdim.
Bununla beraber"herkesin gerçeği oluşturulmuştur" değil mi?
Onu inançlarınızın, değerlerinizin, sorunlarınızın filtresinden geçirirsiniz.
Bu mental rahatsızlığı olan veya olmayan herkes için doğrudur.
Bu bütünüyle bir spektrum...
Realite kişiden kişiye farklılık gösterir.
Bundan da ötesi anbean değişir.
Yaşamlarımızda öyle anlar vardır ki..
yoğunlaşmış ve derinleşmiş görünebilir.
Hepimizin sabitliği konusunda uzlaştığı
ve asla değişmemesi gereken..
bir şey dahi esnetilip bozulabilir
Zamandan söz ediyorum.
Zaman, nadiren hesaba katmadığımız bir şeydir..
Ancak beynimizin zamanı deneyimlemesi çoğu kez oldukça gariptir.
Bazı durumlarda zaman eşit bir hızda akmıyormuş gibi algılanabilir
Bazen daha hızlı veya daha yavaş akar
8 yaşında iken, aşağı yukarı bu yükseklikteki bir evin çatısından düştüm
ve düşüş bana çok uzun sürmüş gibi geldi...
Ama lise çağına geldiğimde fizik öğrendim ve..
düşüşün gerçekte ne kadar sürmüş olduğunu hesapladım
ve sadece saniyenin 8/10'u kadar olduğu ortaya çıktı
Bu beni, neden bu kadar uzunmuş gibi geldiğini araştırmaya
ve bu olayın gerçeklik algımız hakkında ne anlattığını bulmaya itti.
Pek çok insan dehşet anında bu hisleri yaşadığını ifade etmiştir.
Profesyonel wingsuit pilotu Jeb Corliss bunu extreme bir yoldan deneyimledi.
Adam : Nasıl gidiyor Jeb? OK.
Hayatını bu işten kazandığı için, anlattığı olay bir çok kamera tarafından kaydedildi..
Jeb : O gün, bir hedefe nişan almak istedim
geçerken çarpmak üzere bir dizi balon gibi.
Balonlara doğru uçuyordum...
ve siyah balona çarpmak üzere gelirken,
hata yaptım.
Granit kaya bloğuna
saatte 200 km hızla çarptım.
Eagleman: Jeb'in kayalığa çarpması ile..
paraşütünün ipini çekmesi arasında 6 saniye geçti
Düşüşte bacağı ve her iki ayak bileği kırıldı.
Jeb'in perspektifinden
o altı saniye çok uzun sürdü
Jeb: İki seçeneğiniz vardı..
birinde ipi çekemezsiniz ve anında ölürsünüz
çok çabuk, kısmen acısız, hızlı bir ölüm
yahut çekebilirsiniz, başınızın üstünde bir paraşütle
ikinci bir defa çakılırsınız..
kurtarılmayı beklerken kan kaybından ölürsünüz.
Bu iki ayrı düşünce prosesi
anlık gibi geliyor.
Bu işlemi çok hızlı yaptığınızı hissederken
bunun dışında kalan tüm algıladıklarınızın yavaşladığını görüyorsunuz.
Herşey esneyerek genişliyor.
Jeb'in beyninde gerçekte ne oluyordu?
Bulmak için bir deney tertipledim
Deneklerdeki aşırı korkuyu tetiklemek için
50 metre yüksekten boşluğa bırakmak üzerine kuruluydu.
Bileklerine bağlı bir dijital gösterge ile düştüler.
Göstergenin rakamları insan görüşünün normalde yakalayamayacağı
hızda değişiyordu.
Eğer algısal zaman yavaşladıysa
rakamları okumayı başarabileceklerdi.
Fakat kimse yapamadı.
Öyleyse Jeb neden kazayı yavaş çekimde olmuş gibi anımsıyor?
Jeb Corliss: Daha önce hiç yaşamadığım düzeyde
bir zaman bozunumu idi.
Daha sonraları kurtarma operasyonunun 2,5 saat kadar sürdüğünü öğrendim.
Fakat o zaman bana haftalar gibi gelmişti.
Dakikalar, saatler hatta günler gibi hissettirmemişti.
Küçük sonsuzluklar gibi hissettirdi.
Ebediyen gibi hissettirdi.
Cevap anılarımızın nasıl oluştuğunda yatmakta gibi görünüyor.
Kritik bir durumda, beynin amygdala diye adlandırılan bölgesi vitesi en yükseğe atar
Beynin geri kalanının kaynaklarına el koyarak
herşeyi eldeki duruma uymaya zorlar.
Amigdala aksiyonda iken hatıralar
normal koşullardakinden çok daha detaylı etiketlenirler.
Bu hatıralar daha zengin ve parlaktır.
Eğer bir daha benzer bir durumda kalırsanız,
elinizin altında, nasıl hayatta kalacağınıza dair daha fazla bilgi olacaktır.
Fakat bunun çok enteresan bir sonucu vardır:
Olaylar hafızanızda yeniden canlandığında
çok daha uzun bir zaman alıyormuş gibi görünürler.
Jeb'in zaman bozunumu
geçmişe bakıldığında cereyan eden birşey.
Kendi gerçekliğinin hikayesini yazan hafızanın bir oyunu.
Beyin evrenin en büyük öykü yazarıdır.
Beynimizin bize her sunduğuna inanırız.
Bize bahşedilen gerçeklik
dünyayı değerlendirmek konusundaki yoğun eğitimi gerektirir.
Duyusal verileri işlemek zaman aldığından
geçmişte yaşarız.
ve tüm bu bilgi, nihayetinde..
tasniflenmiş, eşlenmiş, yorumlanmış ve paketlenmiş..
elektrokimyasal sinyaller olduğu için..
gerçeklik kafamızın içinde yaratılan bir şeydir.
Beynimiz gerçekliğimizi, duyularımızdan damla damla..
aldığı sınırlı bilgiyi kullanarak şekillendirmekte.
Ve bu sızıntıdan dünyamız hakkında bir öykü anlatmakta
Her beynin farklı bir anlatım yapması olası
Ve gezegende gezinen 7 milyar insan beyni...
trilyonlarca hayvan beyni...
hiç biri bütün resme erişim şansına sahip değil
her bir beyin bizi saran dünyanın,
kendine ait eşsiz bir modelini taşıyor
Deneyimlediğimiz bu...
Seçim hakkımız yok.
Öyleyse hakikat nedir?
Beyniniz ne olduğunu söylüyor ise o...
"The Brain" in gelecek bölümünde
Sizi "Siz" yapan Nedir?
Çeviri: Gürhan Yolsal